İŞ AHLAKI (1)
İŞ AHLAKI (1)
(Etik Değerler ve Ahlak)
Türk Dil Kurumu Sözlüğünde; 17.05.2015
Etik: 1.Töre bilimi, 2. Çeşitli meslek kolları arasında tarafların uyması veya kaçınması gereken davranışlar bütünü,
Ahlak: Bir toplum içinde kişilerin uymak zorunda oldukları davranış biçimleri ve kuralları olarak tanımlanmıştır.
Neden etik ile Ahlakı birlikte inceleme gereği duydum; genellikle bu iki kelime sıklıkla birbirinin yerine kullanılmaktadır. Ancak Etik (Fr. Éthique) Fransızca, Ahlak ise Arapça bir kelimedir bu nedenle ifade etikleri şeyler bakımından bir miktar farklılık vardır şimdi bunlara kısaca bakıp asıl konumuza dönelim.
“George P.SHULTZ’a göre Etik, diğer insanlarla ilişkilerinde rehberlik eden bir davranış kuralları manzumesi iken, Ahlak ise çoğu zaman dinsel inançlarımızın bir parçası olan davranış kuralları olarak tanımlanır. Çoğu dini temel olarak kendine nasıl davranılmasını istiyorsan başkalarına öyle davran emrini verir.[1]
Ahlak, iyi (ya da doğru) ve kötü (ya da yanlış) arasındaki farklardan doğan ve isteklerimizi, düşüncelerimizi ve hareketlerimizi etkileyen davranışsal algıların tümüne verilen isimdir. Burada hemen göze çarpan ilk nokta: "iyi", "kötü", "doğru" ve "yanlış" tanımıdır. Bunları kim yapabilir? Bunu halen kimse bilmiyor. Çünkü bunlar, son derece göreceli kavramlardır. Bir toplumda yolculuğa çıkacak kişinin arkasından su dökmek ona hakaret sayılırken, bir diğer toplumda iyi niyet göstergesi olabilir. Bir toplumda hırsızlık affedilmez bir suç sayılırken, bir diğerinde yakalanmadan başarılabilirse toplumsal statüyü etkileyecek kadar önemli bir başarı olabilir. Bu durumda ne iyidir, ne kötüdür, ne doğrudur, ne yanlıştır? Bunları bilimsel ve tarafsız olarak bilmemizin bir yolu yoktur. İşte bu noktada diğer bir kavram devreye girer:
Etik. Ahlak felsefesinin diğer adıdır ve temel olarak neyin iyi, neyin kötü, neyin doğru, neyin yanlış, neyin erdem, neyin ahlaksızlık, neyin adil, neyin suç olduğunu belirlemeye çalışan felsefe dalıdır. Pek çok alt dalı vardır ancak burada bunlara girmemize gerek yok, zira biz işin felsefi değil, bilimsel tarafı ile ilgileniyoruz. Ancak bu noktada bilinmesi gereken, etiğin, ahlakı açıklamaya çalışan felsefi sistem olduğudur.”[2]
Görüldüğü üzere etik ile ahlak arasındaki farkı anlamak pek de kolay değildir. Bu hem aralarındaki sıkı ilişki nedeniyle hem de sıklıkla birbirlerinin yerine kullanılmasındandır. Bu konu hakkında bilgi edinmek isteyenler Abdulkadir Mahmutoğlu, Etik ve Ahlak, benzerlikler, farklılıklar ve ilişkiler, Türk idare dergisi, sayı, 463, s.224–248 makalesini okuyabilirler.
İş etiği ise işin yürütülmesi esnasında uygulanmasında yarar görülen kurallar ve davranış şekilleridir.[3]
Bu yazımızın konusu ahlak veya etik kuralları ayrıntılı incelemek veya farklarını belirtmeye çalışmak değil daha dar olarak iş ahlakını ve/veya iş hayatındaki etik kuralları incelemek ve anlatmaktır. Ahlâk ve etik kurallar ile ilgili yazılarımız devam edecek. Serinin bu ilk yazısında iş ahlakı / etiğini konu edinmemizin sebebi; Türk toplumunda uzunca bir süredir devam eden ve son dönemde iyice belirginleşen toplumsal çürüme ve yozlaşmanın en ağır biçimde iş hayatında yaşanmakta olmasındandır. Bir diğer sebebi ise şirketlerimizin yeterli sermaye birikimi olmaması nedeniyle daha çok kazanmak ama vergi gibi toplumsal maliyetlere katlanmamak gibi kabul edilemez kabullerindendir. Tabi bu durum bir sonuçtur bunun temelinde ise aile ve eğitimdeki çürüme ve yozlaşma vardır.
İnsanlar yaşamak için birbirlerine gereksinim duyarlar. Ama toplumsal yaşam için de herkesin üzerinde anlaştığı, gittikçe genişleyen ortak bir değerler sistemine gereksinim vardır. Toplumsal yaşama temel oluşturan bu etik değerler, toplumda çekişen ve çatışan tarafların hiçbir ortak yanı kalmadığında bile ortak tutanak durumundadırlar. Kimse onlara açıktan karşı çıkamaz. Örneğin, dürüstlüğü değil de yalancılığı ya da sahtekârlığı kimse öneremez. Sadakat yerine ihaneti, adalet yerine haksızlığı kimse değerli gösteremez. Ama elbette gerçek adaletin, sadakatin, dürüstlüğün ne olduğu sürekli bir tartışma konusudur. İnsanlar, en uygunsuz davranışlarını bile ahlaki sınırlar içinde göstermeye çalışırlar. Öte yandan, ahlakı içtenlikle savunanlarda, onu bir tarafın silahı ya da özelliği olarak göstermekten kaçınmalıdırlar. Çünkü ahlak, bir insan topluluğunun asgari düzeydeki ortak paydasını oluşturur. Bu nedenle her zaman ortaklaşa sahiplenilmesi gerekir.[4]
Tüm dinler de temel olarak iyi ahlak ve davranışları tavsiye eder, kötü söz ve davranışları da yasaklar.
Genel olarak ahlak/etik, özel olarak da iş ahlakı/etiği konusunda çokça çalışma yapılmıştır ve yapılmaktadır. Bunları incelediğimizde bu konuların tarih boyunca incelendiğini ve araştırıldığını bundan sonrada bu çalışmaların devam edeceğini görüyoruz.
Bu kuralların bu kadar önemli hale gelmesi sonucu iş hayatına yönelik ahlak ve etik kurallar belirlenmiş bunları takip için kurullar, kuruluşlar oluşturulmuştur. Zamanla her meslek dalına ait ahlak/etik kuralları belirginleşmiş ve yaygınlaşmıştır. Bugünün teknolojisi sayesinde bunlar herkes tarafından bilinen ve kolayca ulaşılabilinen bilgiler haline gelmiştir. Başka bir durum ise gene meslek gruplarının bu standartları dünya çapında ortak kurallar haline gelmiştir burada sorun bunların içselleştirilip uygulanmasında ortaya çıkmıştır.
Her meslek dalının kendi etik kuralları belirlenmiş ve hatta bunlar dünya genelinde kabul edilmiş ortak kurallar haline gelmiştir.
İş ahlakı, belli bir alanda işin yürütümü ve uygulanması sırasında yararlı görülen kurallar ve davranış şekilleri olarak tanımlanabileceği gibi bütün iş ilişkilerinde dürüstlüğün, güvenin, saygının ön plana çıkarılması ve adil davranılması olarak da ifade edilebilmektedir (Gök, 2008, s. 7). Mal satın alınan şirketlerden birinin pahalı tatil hediyesinin kabul edilip edilmeyeceği ya da müşteriye gerçekten ihtiyacı olan ürünün mü yoksa daha fazla komisyon getirecek ürünün mü satılacağı iş yaşamında sıkça karşılaşılan başlıca ahlaki ikilemler olarak belirtilebilir (Tierney, 1997, s. 20).[5]
“İş (yönetim) açısından ahlak” yaklaşımı çerçevesinde ise, genellikle işletmeye ve paydaşlara sağlanacak yararlara odaklanıldığı söylenebilir. İşi önceleyen yaklaşımla iş ahlakı, 1960’larda başlayan sosyal sorumluluk hareketi ile önce bir yönetim konusu, sonra da disiplini hâline gelmiştir. 1974 yılında Amerika Kansas Üniversitesi’nde yapılan bir konferans ile iş ahlakının akademik bir disiplin olduğu sonucuna varılmıştır. Aynı yıllarda Avustralya, iş ahlakı ile ilgili kavramları yasalarına koymaya çalışan ilk ülke olarak dikkat çekmektedir. Bununla birlikte iş ahlakı konusunun 1980’lerden 1990’lara kadar olan dönem içinde akademik bir çerçevede ele alınmadığı söylenebilir (Svensson ve Wood, 2008, s. 304). Ayrıca uzun bir dönem iş ahlakı konusunun, kâr maksimizasyonu ve işletmenin çıkarlarının önemsenmesi gibi nedenlerle bireyler ve işletmeler tarafından tam olarak benimsenmediği de görülmektedir (Kurtuluş, 2007, s. 743). Günümüzde ise işletmeler etik kodlar oluşturarak ve etik denetimler yaparak iş ahlakını bir yönetim konusu olarak görmektedir. Örneğin insan kaynakları yönetimi sistemlerinin oluşturulması ve işletilmesinde, kanuni yükümlülüklere uymanın ötesinde genellikle iş ahlakına yönelik etik kodlar ya da ilkeler dikkate alınmaktadır (Akşit, 2008, s. 92). İnsan kaynakları yönetiminin, ahlaki ilkelerin geliştirilmesi ve dengeli bir şekilde uygulanmasından, iş görenlerin doğru ve adil şekilde seçilmelerinden, işe yerleştirilmelerinden, eğitilmelerinden, performanslarının değerlendirilmesinden, ücretlendirilmesinden ve güvenliklerinin sağlanmasından sorumlu işletmenin temel bir fonksiyonu olduğu söylenebilir (Weaver ve Trevino, 2001, s. 130)”.[6]
“Hangi eylemin doğru, hangi eylemin de yanlış olduğuna yönelik olarak insanlar arasında genel geçer bir mutabakatın olduğundan söz edilebilir. Örneğin, “öldürmek kötüdür” önermesine insanların neredeyse tamamı katılacaktır. Fakat öldürmenin hangi durumlarda iyi hangi durumlarda da kötü olduğuna yönelik olarak insanlar arasında bir mutabakata varılmasına imkân yoktur. Günlük hayatta her davranış bir bağlama sahiptir ve bağlam değiştikçe gerçekleştirilen eylemin anlamı da insanlar için değişmektedir. Öyle ki aynı davranış bir bağlamda ahlaken doğru addedilirken, başka bir bağlamda ahlaken yanlış olarak addedilebilir. Örneğin, çıkar ilişkisi içinde bulunulmayan bir kişiye, karşılaştığı herhangi bir problemde yakın ilgi ve alaka göstermek ahlaken doğru bir davranış anlamına gelirken, çıkar ilişkisi içinde bulunulan kişiye sırf bu nedenden ötürü yakın ilgi ve alaka göstermek ahlaken yanlış olabilir.
Eylemler, bağlamlarında anlam kazanır ve bu anlamlar da kişiden kişiye ve toplumdan topluma önemli ölçüde farklılık gösterebilir. Kesinlikle doğru ve kesinlikle yanlış eylemler bulunmakla birlikte, doğruluk veya yanlışlık düzeyi kişiden kişiye ve kültürden kültüre değişen çok daha fazla sayıda eylem de bulunmaktadır.
Bu durum da bir tür ahlak felsefesinin geliştirilmesini gerektirmektedir ki başta felsefeciler tarafından olmak üzere bu konuda hatırı sayılır ölçüde bir külliyat oluşturulmuştur. Meslek ahlakı da ahlak felsefesinin bir alt dalı olarak modern dünyada son dönemlerde kendisine bir yer edinmeye başlamıştır”.[7]
İş hayatının temeli çalışıp karşılığını almaktır bu karşılığını almanın bir ölçüsü de yoktur ancak kapitalist düzende iktisadi akıl egemen olduğu için fayda-maliyet veya emeğin/hizmetin karşılığının ve kârın önceden hesaplanabilir olması önemlidir. İşletmeler bunun için yıllık veya 5 yıllık planlar ve bütçeler yaparlar ki önlerini görebilsinler.
“Bu kapitalistlerin işletmelerinde çalışma maliyetinin hesaplanabilir olması ve önceden kesin olarak bilinmesi zorunluydu, çünkü ancak bu koşulla üretilen malların hacmi, fiyatı ve öngörülen kâr hesaplanabiliyordu. Bu tahmini muhasebe olmadığında yatırım riske sokulamayacak kadar rastlantısal kalıyordu. Oysa çalışma maliyetini hesaplanabilir kılmak için verimliliğini de hesaplanabilir kılmak gerekiyordu. Verimliliği, nicelikselleştirilebilir maddi bir büyüklük olarak ele alabilmek gerekiyordu; başka deyişle onu başına, bireysellikten ve emekçinin güdülenimlerinden ayrı, bağımsız bir şey olarak ölçebilmek gerekiyordu” [8]
“İş dünyasının beklentileri ise çok daha başka; dolayısıyla post-modern toplumun en önemli çelişkileri kendini yönetme konusunda bir arada bulunuyor. Hem savaşçı, kahraman, özgür, farklı, kendinden emin, proaktif olmak; hem de istihdam edilebilirlik açısından işyerine bağlı, kural ve normları benimseyerek işyeriyle özdeşleşmiş, mesai saatleri dışında da işini düşünecek kadar örgütsel vatandaş, stres altında çalışabilecek, pozitif ve uyumlu bir birey olma zorunluluğu. Tüm bu hengâme içerisinde kendine odaklanmış bireyler için firmanın ve iş dünyasının genel işleyişi, çıkar ve güç ilişkileri üzerine bir sorgulama yapmaya da fırsat kalmamaktadır. Bu arada yada tam tersi, belki son yıllarda ülkemizde ve tüm dünyada artan gençlik isyanlarına neden olan tam da bu çelişkilerin içinden bir türlü çıkılamamasıdır. Doğal olarak bütün bu zıtlıklar arasındaki koşuşturmacada herkesin her zaman ayakta kalması beklenmemelidir”.[9]
Endüstri devrimiyle yükselen burjuva sınıfı, ekonomik ve sosyal yapılanmalarını özgür bir ortamda güçlü olanın ayakta kalacağı ilkesine göre inşa etmiştir. Dolayısıyla ekonomik hayatta devletin müdahalesine karşı çıkmış; ekonomik pazardaki her şeyin tabii akışına bırakılıp (laissez-faire) çalışanların kazanmasını, yeterli gayret ve çalışmayı gösteremeyenlerin ise silinmesini (competitive capitalism) arzu etmiştir (Rank, 1941, s. 33). Bu ise klasik iktisadi söylemlerin değiştiğinin ve bu değişmede evrim fikrinin oynadığı rolün bir göstergesidir (Himmelfarb, 1970, s. 316). Buna bağlı olarak 20. yüzyılın başlarında halk üzerinden zenginleşenlerin yine onlar üzerinden bu üstünlüklerini ispatlamaları ile Sosyal Darwinizmin taraftarlarını artırdığı ileri sürülmüştür (O’Connor ve Faille, 2000, s. 185).[10]
Nitekim insan tabiatının temel duygusunun bencillik olduğunu düşünen Spencer’e göre, tamamen başkasının yararına olacak bir özgecilik (pure altruism) tehlikeli olduğu gibi tembel, işe yaramaz insanların çoğalmasına yol açar ki bu da toplumun bozulması demektir. Bundan dolayı ahlaki prensipler doğanın kanunlarına uymak zorundadır (Spencer, 1978, s. 259-260).
Yine o tek tek bireylere yardım eli uzatmanın toplumsal kalkınmanın önünde önemli bir engel olduğunu ileri sürmüş (Spencer, 1865, s. 354), dolayısıyla devletin fakir ve güçsüz olanlara yardım etmekten vazgeçerek doğal seleksiyon sürecinin engellenmemesi gerektiğini söylemiştir (O’Connor ve Faille, 2000, s. 185). Bundan dolayı evrim teorisindeki güçlü yani en uygun olanların yaşaması ve diğerlerinin elenmesi gerektiğine dair düşünce serbest piyasa ekonomisi anlayışıyla ilişkilendirilmiştir (Marangos, 2013, s. 33). [11]
İşte kapitalizmin bu "bırakınız yapsınlar bırakınız geçsinler" anlayışının sonucu oluşan güçlü olanlar zenginliklerini artırmak için fakir ve işsiz olanları karın tokluğuna çalıştırmayı, hasta, bakıma muhtaç olanları kendi haline terk etmeyi ahlaki bir ilke olarak benimsemişlerdir. Düsturunu insanlığın ulaştığı medeniyet seviyesi gereği kabul edilmesi mümkün olmadığından çalışanları ve tüketicileri korumak için yasal düzenlemelerin yanı sıra ahlak ve etik kurallarda önemli hale gelmiştir.
İşletme açısından önemli bir maliyet unsuru, iş görenler açısından ise temel gelir kaynağı olan ücret, aynı zamanda iş gören ve işveren arasındaki alışveriş ilişkisini ifade eden bir olgudur. İş görenlerin zamanlarını ve becerilerini ücretle değiştirdiği bu alış veriş, dört alternatif norma göre şekillenmektedir. Bunlar: (1) Kâr maksimizasyonu, (2) Adalet (hakkaniyet), (3) Eşitlik ve (4) İhtiyaç olarak belirtilebilir (Acar, 2007, s. 7). İş ahlakı açısından ücretlerin belirlenmesinde hangi normun uygun olduğu toplumların özelliklerine göre değişebilir.[12]
İşletmelerde ortaya çıkabilecek ahlaki sorunların neler olabileceğini ise Tierney şöyle sıralamaktadır:
· Mal satın aldığınız şirketlerden birinin, pahalı hafta sonu tatili hediyesini kabul edip etmeyeceğiniz.
· Araştırma sonuçlarını müşterilerinize iletirken gerçekleri mi yoksa duymak istediklerini mi söyleyeceğiniz.
· Müşterinizin gerçekten ihtiyacı olan bir ürünü mü yoksa size daha fazla komisyon getirecek olanı mı satacağınız.
· Hedeflere ulaşılmış olduğunu göstermek amacıyla yılsonu rakamları üzerinde oynayıp oynamayacağınız.
· Elemanlarınızdan belirli bazı bilgileri saklamalarını isteyip istemeyeceğiniz.
Tierney yukarıda belirtilen sorunlara ek olarak “Aşağıdakilerden herhangi biri sizin başınıza gelseydi ne yapardınız?” sorusuna cevap aramaktadır:
· Ürünlerinizden birinin hatalı olduğunu fark ediyorsunuz. Ürün sorumlusu durumu biliyor, ama hiçbir şey söylememiş.
· Yeni bir ürünün tasarımında bir hata görüyorsunuz, sorumlu kişiye durumu bildiriyorsunuz, ama sizi dikkate almıyor.
· Üstlerinizden birinin, şirket malzemelerini kişisel amaçlarla kullandığını fark ediyorsunuz.
· Üstlerinizden biri, müşteriyi yanlış yönlendirmeniz için size sürekli baskı yapıyor.
· Genel müdürünüzün kayınbiraderi, şirketinize mal satmakta. Sizi şık bir golf kulübüne davet ediyor ve siz onun şirkete defolu malzeme gönderdiğini biliyorsunuz.
· Satış departmanın dan birkaç kişinin, satış kotalarını doldurmuş gibi göstermek için rakamlarla oynadıklarını biliyorsunuz.
Bu vakaların daha da çeşitlendirilmesi mümkündür. Örneğin küçük çocukları çalıştıran şirketin ayakkabılarını giymek ister miydiniz? Sigara üreten firmaların sattığı sütü çocuğunuza içirmek sizi üzmez mi? İş yerlerinde etnik ayrım, şirket kadrolarında politikacıların yer alması, işletmelerin çevreye verdiği zararlar, rakip firmaların sırlarına vakıf olma, işyerinde taciz gibi bir dizi konu da çalışma ahlakı incelemelerinde ele alınmaktadır. Diğer taraftan ahlaki kuralların uygulanma derecesi her bir işletmede farklıdır. Böylece Downey’in tanımıyla “bir şirketin paylaştığı değerler, inançlar ve davranışlar olarak kurum kültürü oluşur. Bu kültür kurum vizyonunun temel değişmezidir. Kurum kültürü etik ağırlıklı olabilir, sadece kar peşinde gidilebilir. Örneğin, Bill Hewlett’ın dostu ve iş ortağı David Packard’ın ölümünün ardından söyledikleri şunlardı: “Şirket açısından arkasında bıraktığı en büyük şey Hewlett-Packard Tarzı olarak bilinen etik kurallar kümesiydi”. Hewlett-Packard’a, 50 yıldan fazla bir süre önceki kuruluşundan beri kılavuzluk yapmakta olan çekirdek ideoloji, bireye duyulan derin bir saygıyı, yeterli kalite ve güvenilirliği sağlamaya adanmışlığı, toplumsal sorumluluğu (bizzat Packard 4,3 milyar dolar değerindeki Hewlett-Packard hisselerini bir hayır kurumuna bırakmıştır) ve şirketin, insanlığın ilerlemesine ve refahına teknik katkıda bulunmak için var olduğu görüşünü içermektedir.” Bazı işletmelerde kurum kültürünü oluşturan iş ahlakı, içinde bulunulan toplumun genel ahlaki ve kültürel değerlerinin üzerinde bile önem taşıyabilmektedir.”[13]
Kültürün ve dinin iş felsefesine yansıdığı ülkelerde de endüstri ilişkileri sistemini, kurum kültürlerini derinden etkilemektedir. Örneğin, ömür boyu istihdam, kıdem sistemi, işyeri sendikacılığı ve ortak karar verme konularında zımnen kontrat yapılarak işe alınma sisteminin yerleştiği Japonya’nın kurum kültüründe bile değişmeler gözlemlenmektedir. Günümüzdeki tüm bu gelişmeler karşısında örneğin Vatikan Konsili’nin yirminci yıl kapanış yıl dönümü nedeniyle toplanan Sinod’a katılan episkoposlar, ahlaki açıdan bir kompedium hazırlaması ihtiyacı ve bunun “çağdaş yaşantılarına uyarlanmış sağlam bir doktrin sergilemesi” gerektiği görüşünü paylaşmaktadırlar. Bu yaklaşım diğer semavi dinler açısından da düşünülebilir. Bugün iş ahlakı normlarının uluslararası hukuk çerçevesinde yeniden değerlendirilmesi ve uluslararası yaptırımlı yasaklar getirilmesi de şarttır. Devlet, piyasa ekonomisinin işleyişini ahlakı normlara uygun hale getirici yönde kararlar almalıdır. Kaldı ki gerek tüketicilerin gerekse yatırımcıların ahlaki tercih doğrultusunda hareketleri örneğin ahlaka aykırı üretim ve uygulamaları olan firmaları reddetmeleri, ürünlerini almamaları, iş ahlakına aykırı davranışlarıyla tanınan firmaların hisselerine yatırım yapmamaları; iş ahlakına uygun davrananları ise ödüllendirmeleri gerekmektedir. Bu bilincin oluşturulmasında sivil toplum kuruluşlarına düşen görev büyüktür.[14]
Genelde ahlak özelde ise iş ahlakı üzerindeki tartışmaları DİN’den ayrı düşünmek mümkün değildir, çünkü ahlakın temeli dine dayanmaktadır. İş ahlakı tartışmalarında din kurallarının ne kadar belirleyici olacağı tartışmaları devam etmektedir. Tüm dinlerde ahlak kuralları vardır ve önemlidir.
Calkins (2000) iş ahlakının son zamanlarda dini bağlarını ihmal ederek daraldığını ve uygulamalı felsefe gibi bir sosyal bilim haline geldiğini, oysa iş ahlakının geleneksel dini bağlarına sahip çıkarak daha enteğre bir akademik disiplin olması gerektiğini savunmaktadır. Calkins, iş ahlakı için felsefenin “düşünceler dünyası” kadar, dinin “idealler dünyasının” da önemli olduğunu; sosyal bilimlerin tümdengelim analizleri yararlı olduğu gibi, dinin tüme varım yaklaşımının da yararlı olduğunu vurgulamaktadır.
McMahon (1986) benzer şekilde, dinlerin değerleri, ilkeleri ve uygulamaları ile iş dünyasındaki insanlara sorumluluk duygusu kazandırmakta ve kılavuzluk etmekte olduğunu belirtmektedir.[15] Alıntı yaptığımız makalede İslam dininin iş ahlakına bakışı ayrıntılı anlatılmaktadır. Ayrıntıları öğrenmek isteyenlerin ilgili makaleye okumalını öneririm.
Bu konuda bir diğer sorunda hem dünyanın başka yerlerindeki hem de gelecek nesillerinde kullanacağı ürün ve hizmetleri üreten kişilerin, bu ürün ve hizmeti kullanacak kişilerin sağlık, güvenlik ve refahını da dikkate alması gereğidir. Bu insanların buna uygun eğitilmesinin önemi şimdi daha iyi anlaşılmıştır.
İş etiğine ilişkili davranışları, yani etiğe uygun ya da etik dışı eylemleri, etkileyen faktörler
• Kişiye ilişkin
• Eyleme ilişkin
• Kuruma ilişkin
• Çevreye ilişkin
olmak üzere dört ana başlıkta değerlendirilecektir. Her bir kümede alt faktörler bulunmaktadır. Bu faktörler etik dışı davranış olasılığını etkilemektedir.
Etik dışı eylem özünde kişisel çıkar ya da örgütün çıkarı adına etik ilke ve kuralların ihlalidir. Yani, mutlak “çıkar gözetme” esastır. Bireyin kişisel çıkarlarına mutlak öncelik vermesi, firmanın, satış için çalışanların ve müşterilerin haklarını göz ardı etmesi ya da yöneticinin kendi çıkarlarını işletmenin çıkarlarından üstün tutması buna örnektir.
Kişiye ilişkin etmenler
Kişinin;
• Değerleri
• Öncelikleri
• Tecrübeleri
• Pozisyon ve Kıdemi
• Demografik Özellikleri (yaş, cinsiyet, eğitim)
• Etik dışı eylemin olası getiri ve götürüleri hakkında risk değerlendirisi
Eyleme ilişkin etmenler
• Açık Etik İhlali
• Gri Alanlar
• Etkilenen Kişiler - Gruplar
• Durumsal Faktörler
Kuruma ilişkin etmenler
• Kurumun Yönetim Felsefesi, Geçmişi (tarihi), Görüntüsü
• Değerleri ve Kültürü (söylem, ritüeller, semboller)
• Etik Kodları ve Etik Eğitimi
• Bulunduğu Sektör ve Rekabet Durumu
Çevreye ilişkin etmenler
• Ekonomik Çevre: Belirginlik Düzeyi - Rekabetin Düzenlenmesi
• Siyasal Çevre: Devletin ve Özel Sektörün Karşılıklı Konumları
• Sosyal - Kültürel Çevre: Türk Yönetim Kültürü
• Diğer Etmenler: Yargı Süreci, Medya, STK ve Uluslararası Kuruluşlar[16]
SONUÇ
Etiğe ilginin canlanmasında çeşitli etkenler rol oynamıştır. Ne var ki, bugün moda olan felsefenin bir alanı, bilgisel bir alan olarak etik değildir. Moda olan, “meslek etikleri” denilen etiklerdir. Bunların en eskileri bio-medikal etik veya bioetik ve basın etiğidir. Şu anda çeşitli meslekler ve hizmet alanları, kendi etiklerini geliştirme çabasında.[17]
Her ne kadar kısa vadede etik kurallara uymama aktörler için daha cazip olsa da tekrarlanan oyunlarda etik davranmayan aktörler diğerleri tarafından cezalandırılacaklardır. Somutlamaya çalışırsak, eğer birisiyle iş yapıyorsanız ve o kişinin size yalan söylediğini farkederseniz, ikinci kez ya iş yapmazsınız ya da iş yaparken dikkatli olursunuz. Söz konusu aktörün bu “oyunbozan” yaklaşımı her iş yapışınızda tekrarlanırsa bir süre sonra siz de bu aktörle iş yaparken kurallara uygun davranma konusunda hassas olmazsınız. Durumu daha da genellersek, bu aktör her iş yaptığı kimseyle “oyunbozan” stratejisi izliyorsa, doğal olarak belirli sayıda işten sonra kimsenin “işbirliği” yapmak istemeyeceği bir oyuncu haline gelecek. Çünkü insanlar öğrenirler ve başlangıçta “oyunbozanlık” yaparak elde ettiği karlar, orta ve uzun vadede eriyecek ve oyunun sonunda “oyunbozan” oyuncu diğer karma strateji izleyen oyuncularla karşılaştırıldığında çok da karlı çıkmadığını görecektir. Konuya etik kurallara uyma sorunsalıyla yaklaşırsak, etik kurallara uymayan oyuncu orta ve uzun vadede, uymamış olmanın getirilerini kaybedecektir.[18]
Etikten söz edebilme hakkı etik gerçeklerin gereğine uygun davranmasını bilenlerin olmalıdır. Aksi davranışlar “etiği kendisine kalkan yapmış, aslında yitik değerlerin peşinde koşanların uğraşları arasındadır”.[19]
Günümüzde ne yazık ki dostlar, meslektaşlar arasında “bir koltuk boyu farklılıklar” başlayınca, hatır sormakla hesap sormak bile karıştırılabilmekte, katılımcı bir ruh, müdahaleci olarak değerlendirilebilmekte, bu ilkesizlikler ise bir meziyet ve üstünlük olarak ilan edilmektedir.[20]
Çalışma etiği bir toplumda işe ve çalışmaya ilişkin değerler ve tutumlardır. Çalışma etiği toplumun kültür ve değerlerinden etkilenir. Bu bakımdan bir toplumun işe yönelik tavrı bir başka toplumdan farklılıklar gösterebileceği gibi, toplumun çeşitli katmanları arasında da farklı yaklaşımlar söz konusu olabilmektedir. Bazı toplumlar ya da toplumsal kesimler işe ilişkin olumlu bir tutum sergilerken ve çalışmayı yaşamanın amacı gibi nitelerken, bazıları işi ve çalışmayı bu derece ön plana almamaktadır. Çalışma etiği disiplini, verimliliği, kaliteyi, etkinliği önemser ve kişilerin çalışkan, tutumlu, dakik, disiplinli ve dürüst olmalarını öngörür. Çalışma etiğinin yüksek olduğu toplumlarda gelişmişlik düzeyi de genellikle yüksektir. Zira çalışma etiğine sahip olmak bir kişilik özelliği olduğu kadar aynı zamanda kültürel bir olgudur. Her kültürel olgu gibi sosyalizasyon ve eğitim süreçleri ile aktarılabilir.[21] 17.05.2015
Son Söz: Etik / Ahlak duyarlılığı düşük toplumlar ilerleyemez.
Selami Güngördü
DİPNOTLAR:
[3] Şebnem Ergül, İş etiği ve uygulaması, 2007
[4] Kubilay Serdar, Türkiye Mühendislik haberleri, sayı 426-2003/4 s.25
[5] Rıza Demir, Ahmet Cevat acar, İş ahlakı dergisi, İş ahlakı açısından ücret yönetim sistemi, 2014 sayı,7 s.97.
[6] A.g.e, s.99–100
[7] Mevlüt Tatlıyer, Meslek Ahlakı Ve Mühendislik, İş ahlakı Dergisi, 2014 sayı 7, sayfa 175–179
[8] Fuat Man, Modern Çalışma İdeolojisinin Kaynağı Olarak İktisadi Akıl, İş Ahlakı Dergisi, 2013 sayı 6, sayfa 185–192
[9] Erkan Erdemir, Yönetme Hastalığı, İş Ahlakı Dergisi, 2014 sayı 7, sayfa 151–164
[10] Tuğba Torun, İş ahlakı dergisi, kasm 2013, sayı 612 s. 140.
[11] A.g.e, s.141–142
[12] Rıza demir, Ahmet Cevat Acar, a.g.e. s.105.
[13] Berrak Kurtuluş, İş ahlakı: Geçmişten günümüze, Sosyal siyaset konferansları dergisi, sayı 50,2005, s.741–742
[14] A.g.e. s.757
[15] Aydemir Muzaffer, Kutsal metinlerde iş ahlakı: Kur’an-ı Kerim Örneği, s.3
[16] Tüsiad, a.g.e, s.82-84
[17] Kuçuradı Ioanna, Türkiye Mühendislik Haberleri s.423, 2003/1 s.7
[18] Selim Oktar, Emre Erdoğan, Proje Yönetimi ve Etik: Siyasal Araştırma projeleri örneği,
[19] Topal Şeminur, Etik değerlermi, yitik değerlermi?, Türkiye Mühendislik Haberleri sayı 423-2033/1 s.23
[20] A.g.e, s.24
[21] Tüsiad, Dünya’da ve Türkiye’de İş etiği ve etik yönetimi, 2009, s.37
Yorumlar