top of page

Selami Güngördü

İŞ AHLAKI (3)

Selami Güngördü
31 May 2015
8 dakikada okunur



İŞ AHLAKI (3)

(Etik Değerler ve Ahlak)

                                                                                                                                                 31.05.2015

Türkiye’de son 50–60 yıldır her alanda yaşanan yozlaşma veya çürüme 1990’lı yıllarla birlikte zirve yapmıştır. Bunda politikacıların iş adamları ile olan ilişkilerinden kaynaklandığı görüntüsü toplumsal bir kanaattir. Siyasetin çok para ile yapılıyor olması, siyasetin finansmanının şeffaf olmaması ve Türkiye’nin kapitalist ekonomik sistemle entegre olmasından kaynaklanan sistemsel zafiyetleri yanında asıl sorun ahlak ve etik kuralların ailede ve okulda iyi öğretilememesi, çocukların karşılarında hep kötü örnekler görerek yetişmesi nedeniyle yaygınlaşmasıdır.  Ayrıca yapanın yanına kâr kalması, sık sık çıkan aflar nedeniyle dürüst insanların hep aptal yerine konması da ayrı bir tespittir.  Bu konuda son olarak bürokrasinin siyaseti de arkasına alması nedeniyle işlerin normal yollardan bitirilememesi her işte rüşvet veya torpilin neredeyse zorunlu hale gelmesinden dolayı iş âlemi de bazen ayakta kalabilmek bazen daha çok kazanabilmek gibi Saiklerle tabiri caizse düzene uymak zorunda kalmaktadır. 

Bütün bu görüntü nedeniyle kaybedenler dürüst insanlar olmaktadır. 

 

Son yüzyıldır kapitalist sistemin vahşileşmesi sonucu bir kısım insanlar para kazanmak için her yolu meşru görmeye başlamışlar ve daha çok kazanmak için her yolu denemişlerdir. Bu bazen açıkça bazen de kolayca anlaşılamayacak karmaşık yöntemlerle gerçekleştirilmiştir. Bunlar ortaya çıktıkça bunları önlemek içinde gerek yasal gerekse toplumsal önlemlerde alınmaya başlamıştır ancak bu iş bir kovalamacaya dönüşmüş ve hızlanarak devam etmektedir. Yani kötüler işlerine devam etmekte iyilerde onları kovalamaya devam etmektedir.

 

Günümüzde de yasa koyucular sürekli yeni önlemler alırken toplumsal farkındalığı artırma çabaları devam etmektedir. Bu iş gelişmiş birçok ülkede en alt düzeye indirilmiş durumdadır. Oralarda ahlak veya etik kurallara aykırılık ortaya çıktığında tüm toplum tavır koymaktadır.  Ancak az gelişmiş veya gelişmekte olan ülkelerde bu konuda yasal düzenlemeler ne olursa olsun toplumsal duyarlılık çok düşük olduğu için ve hukuk sistemi de iyi çalışmadığı için sonuç alınamamaktadır. Kötü örnekler çoğalınca bir süre sonra çoğunluk tarafından kanıksanmakta ve kötü davranışlar önemini iyice yitirmekte kimsenin ilgisini çekmemektedir. Bir sonraki adımda ise herkes kendi kişisel veya grupsal çıkarları için düzene uymakta ve böylece toplum çürümektedir. Bu durumu son elli yıla bakarak çok net biçimde görmek mümkündür. Aslında toplumumuzda çürüme son elli yılda oluşmamıştır, 1071 Malazgirt savaşından sonra Anadolu’da kurulan beylikler, Selçuklular ve Osmanlı’nın yükseliş döneminde dini ve ahlaki kuralların iyi işlediği söylenebilir ancak Osmanlı’nın gerilemeye başlamasıyla hele çöküş döneminde her alanda olduğu gibi dini ve ahlaki alanda da tam bir yozlaşma yaşanmıştır. Bu tip toplumsal hastalıklar ne kolay başlar nede kolay son bulur. O nedenle bugün yaşadığımız yozlaşmayı iyi anlayabilmek için son yüz eli - iki yüz yılı çok iyi anlamak gerekir.

Konumuza dönecek olursak başlamış olan bu çürüme Cumhuriyet’le birlikte azalmaya başlamasına rağmen yok edilememiş aksine son dönemde kötüye doğru gidiş hızlanmıştır. 

 

 

Temel bir toplumsal kural vardır;

İyi bir hukuk sisteminiz yoksa iyi bir ekonominiz olamaz, iyi bir ekonominiz yoksa iyi bir demokrasiniz olamaz. Bütün bunları uzun vadede sağlayacak şey ise yalnızca eğitimdir.

 

Bu bakımdan çocuklarımıza iyi örnek olalım, iyi örnekler gösterelim ve kötünün örnek olamayacağını iyi öğretelim.

 

 

İş etiğini iş yaşamında uygulamanın, hayata geçirmenin ahlaki yararları dışında da yararları vardır.

Carter Mc. Namara’nın iş alanında yönetsel etiğin 10 yararı makalesinde bu yararlar söyle sıralanmakta:

1-İş etiğine gösterilen ilgi toplumu da geliştirir. İş adamlarının iş etiği konusundaki adımları daha yaşanabilir bir topluma doğru atılmış birer adımdır. Bundan çok uzun olmayan yıllar önce çocukların 16 saat çalıştığını sakatlanan isçilerin açlığa terk edildiği dönemleri unutmamak gerekir. İş etiğindeki gelişmelere koşut olarak işyerlerinde adalet ve eşitlik talepleri arttı, tekelleşme karşıtı yasalar oluşturuldu, sendikalar organize oldu, kanun ve düzenlemeler oluşturuldu.

2-Etik programlar özellikle sosyal çalkantı dönemlerinde ahlaki çöküşü azaltır, kurum ve toplum açısından kötü niyetli girişimlere karsı önleyici rol oynarlar.

3-Etik programlar ekip çalışmasını ve verimliliği arttırırlar. Çalışanlar birbirlerinin değerlerine ve kuruma bağlılık hissederler, bu da güçlü motivasyon ve performansı getirir.

4-Etik programlar kurumun yanında çalışanların da gereksinimlerini ve amaçlarını destekler. Etik olmayan davranış ile stres arasında bağlantı vardır. Etik programlar stresi de azaltırlar.

5-Etik program bir nevi sigortadır politikalarınızın yasal olduğunu denetler.

6-Etik programlar olabilecek ihlallerin önceden öngörülüp engellenmesi nedeniyle çeşitli yasaların ihlalini ve para cezalarını azaltır.

7-Etik program kalite yönetimi, stratejik planlama gibi alanların yönetilmesine de yardımcı olur.

8-Öncelikle etik programlar güçlü bir kamu imajı ve halkla ilişkiler sağlar. Kurumun kamuoyu nezdindeki saygınlığını arttırır, imajını iyileştirir ve pekiştirirler.

9-Etik programların genel olarak kişiler ve gruplar arasındaki ilişkileri geliştirir daha kaliteli ürünlerin üretimi ve girişimcinin değerlerine ve mesajlarına daha fazla duyarlı olunmasını sağlar.

10-Onuncu ve sonuncu olarak iş etiğine gösterilen bu düzenli ilgi ve önem iş alanında gerçekleştirilecek doğru ve iyi bir iştir.

Yukarıdaki liste irdelendiğinde bu yararların yalnızca kuruma yönelik olmadığını, kurumun yanında çalışanlara ve topluma yönelik yararları da içerdiği görülmektedir.

Yukarıda belirtilenlere ek olarak, aşağıda sayılan hususlar da iş etiğinin kurum, çalışan ve topluma olan faydaları arasında sayılabilir.

 

*Etik, gerek kurum içi gerek tüm toplum açısından haksız rekabetin önemli panzehirlerinden biridir. Etik, haksız rekabetin engellenmesinde önemli rol oynar.

*Etik programlar kurumların sosyal sorumluluklarını düzenli bir şekilde yerine getirmesini sağlar.

*Etik kod kapsamında belirlenen davranış kuralları kararların alınmasında tereddütleri azaltır, şirket kültürüne uygun kararların alınmasına olanak sağlar.

*Bir etik program dahilinde hazırlanmış etik kodlar kuralların önceden bilinmesini ve kural ihlallerinde kurumun kötü niyetli girişimlere karsı kendini korumasını kolaylaştırır.

*Etik programlar müşteriler ve iş ortakları ile daha adil, dürüst, güvene dayalı, açık, sağlıklı ve uzun soluklu bir ilişki kurulmasını sağlarlar.[1]

 

 

Birleşmiş Milletler - Milenyumu Karşılama Toplantısı'nda bir araya gelen 188 ülkenin lideri gelecek ile ilgili görüşlerini de açıklamışlardı. Bunlardan Fransa Devlet Başkanı Jaques CHIRAC, “21. Yüzyılda insanlığa, insan onuruna ve insan haklarına hizmet edecek yeni bir ahlak anlayışı geliştirmek zorundayız. Bu yeni ahlak anlayışı gereksinmesi barış ve demokrasi mücadelesinden daha önemlidir.” diyordu.

Cüneyt ÜLSEVER 01.01.2001 tarihli, yeni binyılın ilk yazısında, bundan yola çıkarak “Gelin Yeni Yılda Ahlakı Yüceltelim” diyor...

Orhan BURSALI 10 Haziran 1999 tarihli Cumhuriyet Gazetesi’nde Perşembe köşesinde “Toplumsal Vicdan/Toplumsal Etik” başlığıyla yazdığı yazıda şöyle diyor: “Dünyamızda günümüzün en önemli sorunu nedir sizce?” Açık Radyo’da dün sabah Amerikalı düşünür, bilim insanı Aristide Zolberg ile yapılan ilginç söyleşiyi dinliyorum; bu soruya verilecek yanıtı merakla beklerken, “Etik” dedi Zolberg, “Etik her dönemde başta gelmiştir”. Yani, toplumsal ahlak, dünyanın en önemli sorunu!..

 

Görüldüğü gibi sorun önemli ve ivedi...

 

Tanilli hoca, “Ahlak ödevinin en zorlayıcı özelliklerinden biri de, ertelenmeye gelmemesidir” diyor,

Fransız filozofu Alain’in (1868–1951), “Bugün, şimdi, hemen, tek tutamağımız budur” yaklaşımından yola çıkarak. Beklemek, ertelemek ve vazgeçmek sayılır; vazgeçmek ise, zamanın efendisi değil, kölesi olmayı seçmek demektir (Tanilli 1998:238).

 

Betül ÇOTUKSÖKEN, Alain TOURAINE’in Modernliğin Eleştirisi yapıtından bir alıntıyı aktarıyor:

Modern toplumdan söz edebilmek için bilimin teknolojik uygulamalarının olması yeterli değildir. Buna ek olarak entelektüel etkinliğin siyasal propagandalardan ya da dinsel inançlardan korunması, yasaların tarafsızlığının kişileri torpile, adam kayırmaya, particiliğe ve yolsuzluklara karşı koruması, kamu ve özel yönetimlerin kişisel bir iktidarın aracı durumuna gelmemesi, tıpkı kişisel servetlerle devletin ya da işletmelerin bütçelerinin birbirinden ayrı tutulması gibi özel yaşamla kamu yaşamının da birbirinden ayrılması gerekmektedir.

 

Bu nedenle yolsuzluk, etik gibi kavramlar, çağcıl yapılanmalarda belli bir imlemi (referans noktası) olan kavramlardır. Ülkemizde adı olup da kendisi bir türlü olamayan kavramlar sınıfında, etik... Siyasilerimiz için, yönetenlerimiz için, kendimiz için, bu anlamda, “Keşke niyetler de, söylenenler kadar samimi olabilse” demek kalıyor... Daha doğrusu keşke önce niyetler samimi olsa, sözler onların yalnızca dillendirilişi için kullanılsa...

 

İşin ve aşın en büyük sorunlar olmaktan çıktığı toplumlarda, bireyin çabalarının ve tatmin kaynaklarının başka mecralara kayması belki doğaldır. Kişi başına gelirin bir gecede 3.000 $’dan 2.000 $’a düştüğü konularda etiği tartışmak elbette kolay değil. Ama etiği tartışmak için ekonomik durumumuzun, yaşama koşullarımızın iyileşmesini de bekleyemeyiz.

Ahlaklı olanların yaşamının zora bindiği, ahlaklı yaşamanın “enayilik” olarak görüldüğü, ahlaklı davranmanın bedelinin yüksek olabildiği günümüz koşullarında özellikle şimdi, bu koşullarda, bu momentte, Türkiye’nin bir şişe ağzından geçtiği bu ortamda etik konusunu tartışmalıyız... Toplum “iki derede bir arada” yaşarken ve bu yaşayış onun “etik çöküşüyle” de ilintiliyken, şimdi, özellikle şimdi bu tartışmaları gündeme getirmek gerekmektedir. Çünkü görünmektedir ki, bu konumda oluşumuzun temel nedenlerinin başında bu etik çöküş bulunmaktadır.

O nedenle, yinelemek pahasına, Jon NUTTALL’in de dediği gibi, “Yapabileceğimiz en iyi şey, hem kendi başına hem de öteki etik değerlerle ilişkisi içinde, ahlaki sorunlar konusunda kafa yormayı sürdürmek ve bu sorunlara ilişkin nasıl düşünebileceğimize kafa yormaktır.”[2]

 

 

“Yakınlarımı bahtsızlığa sürüklemedim. Gerçek evinde alçaklık etmedim. Kimseyi gücünün dışında çalıştırmadım. Benim yüzümden kimse korku duymadı, yoksulluk ve acı çekmedi, bahtsız olmadı. Tanrıların kötü gördükleri şeyleri hiçbir zaman yapmadım. Kölelere kötü muamele etmedim ve ettirmedim. Kimseyi aç bırakmadım. Kimseye gözyaşı döktürmedim. Kimseyi öldürmedim ve kimsenin kahpece öldürülmesini emretmedim. Kimseye yalan söylemedim. Hiç bir utandırıcı davranışta bulunmadım. Zina etmedim. Yiyecekleri pahalı ve eksik satmadım. Terazinin dirhemi üzerine hiçbir zaman elimi bastırmadım. Teraziyle tartarken hiçbir zaman hile yapmadım. Süt çocuklarının ağızlarından sütü uzaklaştırmadım. Hayvanları çalmadım. Tanrının kuşlarını avlamadım. Ölmüş balığı tutmadım. Hiçbir arkın suyunu başka yöne çevirmedim. Ben temizim, temizim, temizim..."

(Eski Mısır yazıtlarından Ölüler Kitabında yer alan bu dizeler “temiz toplum için ahlaki davranmanın önemini ortaya konyaktadır.)[3]

 

Trafik hizmetleri ve kolluk hizmetlerindeki rüşvet konusunda yapılan bir araştırmada;

Etik duyarlılığın hizmet verenlerde ve hizmet alanlarda düşük olduğu,

Emniyet personelinin etik eğitimin çok az verildiği,

Emniyetin kurum kültürünün etik konusunda çok zayıf olduğu,

Emniyette ülke çapında sistematik bir denetim mekanizmasının olmadığı gibi hususlar tespit edilmiştir.[4]

 

Tapu hizmetleri konusundaki etik dışı araştırmada ortaya koymuştur ki;

Hizmet verenlerin etik bilgilerinin ve duyarlılığının düşük olması,

Personelin gelirinin düşük olması,

İş yükünün fazla olması,

Emlakçı ve aracıların varlığı,

Vatandaşların beklemeden işlerini yaptırmak istemeleri gibi sebepler belirlenmiştir.

Bu durumu teşvik eden en önemli nedenlerin başında ise, Tapu kadastro kurumunun olumsuz imajı ve toplumdaki bahşiş ve hediye adı altındaki uygulamaların yaygınlığı görülmüştür.[5]

Uluslar arası şeffaflık (Transparency İnternational)adlı sivil toplum örgütünün 2011 yılında yayınlanan raporuna göre Türkiye 10 üzerinden 4.2 puan alarak bu konuda çok gerilerde kalmıştır.

İGİAD’ın 2013 iş ahlakı raporu bu konuda çok ayrıntılı bilgiler vermektedir merak edenlerin okumasını tavsiye ederim.

 

Yönetim - Yönetici Etiği (Yönetsel Etik): İlintili olumsuz örnekler genellikle, haksız rekabete yönelmek, keyfilik, hesap vermemek ve kişisel çıkardan kaynaklanmaktadır. Yaygın bazı örnekler aşağıda verilmiştir:

• Sigortasız işçi çalıştırmak.

• Finansal raporlarda hile yapmak.

• Fikri Hak ihlalleri.

• Ürün sorumluluğundan her koşulda kaçınmak.

• Terfilerde liyakat ilkelerine uymamak ve ayrımcılık yapmak.[6]

 

Bugün yolsuzlukların altında yatan, etik değerlerin ve ilkelerin eksikliği, Türkiye’nin temel sorunlarından biridir. Etiğe aykırı her olay zincirleme bir etkileşimle toplumun diğer kesimlerini de etkilemekte ve yozlaşma tüm topluma yayılmaktadır. Etik bilincinin yerleşmediği bir toplumda güven ortamının olmaması, kaynakların verimli kullanılamaması, gelir dağılımının bozulması ve bir iyileşme sağlanamadığından ulusal ekonomik performansın gelişememesi kaçınılmazdır.[7]

 

Çıkar çatışması; kamu görevlilerinin görevlerini tarafsız ve objektif şekilde icra etmelerini etkileyen ya da etkiliyormuş gibi gözüken ve kendilerine, yakınlarına, arkadaşlarına, ilişkide bulunduğu kişi veya kuruluşlara sağlanan her türlü menfaati ve onlarla ilgili mali ya da diğer yükümlülükleri ve benzeri şahsi çıkarlara sahip olmaları halini ifade eder.

Kamu görevlileri, çıkar çatışmasında şahsi sorumluluğa sahiptir ve çıkar çatışmasının doğabileceği durumu genellikle şahsen bilen kişiler oldukları için, herhangi bir potansiyel ya da gerçek çıkar çatışması konusunda dikkatli davranır, çıkar çatışmasından kaçınmak için gerekli adımları atar, çıkar çatışmasının farkına varır varmaz durumu üstlerine bildirir ve çıkar çatışması kapsamına giren menfaatlerden kendilerini uzak tutarlar.[8]

 

SONUÇ:

Üç bölüm halinde anlatmaya çalıştığım genelde etik / ahlak özelde iş ahlakının toplum barışı ve gelişmesi için ne kadar önemli olduğu ortadadır.

Dünyaya baktığımızda gelişmiş ülkelerle az gelişmiş veya gelişmekte olan ülkeler veya toplumlar arasındaki farkın nasıl oluştuğu ve farkın açılmaya devam ettiğini görebiliyoruz. Bunu birey olarak kendi hayatımızda da gözlemleyebiliriz.

Yazımı bitirirken söyleyebileceğim şudur ki etik / ahlak temeli sağlam olmayan ülkeler ve bireyler çoğunlukla hep kaybetmeye mahkûmdurlar.

Sevgili peygamberimizin: “Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim.” sözünü rehber edinerek yaşama dileklerimle…             31.05.2015

 

Selami Güngördü




[1] Carter McNamara, İş yaşamında iş etiğini uygulamak bize ne sağlar,

[2] Erol Köktürk, Meslek etiği ve Harita sektörü,

[3] Coşkun can aktan, Toplam ahlak yönetimi Ahlakta kalite vurgusu, 2001

[4] İbrahim Cerrah,Hüseyin Çevik, Turgut Göksu, Ercan Balcıoğlu, Kolluk Hizmetleri ve etik, 2009

[5] Hamza Ateş, Emre Bağce, Mustafa Lütfi şen, Tapu hizmetleri ve etik, 2009

[6] Mahmut Arslan, Ümit Berkman, Dünyada ve Türkiye’de iş etiği ve etik yönetimi, Tüsiad yayın no: T-2009-06-492

[7] Murad Kayacan, Küreselleşen Dünyamızda yeni şirket gündemi:Kurumsal Yönetim, Tedmer yayın no.1, 2006,s.4,

[8] Ömer Faruk Gençkaya, Çıkar çatışması, 2009, s.34,

 

Yorumlar


bottom of page